Şehirden Dönen Farlar ve Gece Yarısı Sükûneti: Zekeriyaköy’e Akşam Dönüşleri

Zekeriyaköy’ün ne olduğunu anlamak için gündüzünü görmek yetmez; burayı asıl anlatan şey, akşam saat sekizden sonra şehirden köye dönüş yoludur.

Levent’in, Maslak’ın ya da köprü trafiğinin o boğucu ışıklarını geride bırakıp Orman Yolu’na saptığınız an, arabanın gösterge panelindeki dış ortam derecesi birkaç derece birden düşer. Radyonun sesini kısıp camı bir parmak aralarsınız; içeriye dolan o serin, nemli orman havası günün bütün yorgunluğunu adeta tek bir nefeste siler alır.

Köyün içine doğru kıvrılan yollarda korna sesi duyulmaz. Sadece virajları aydınlatan araba farları, yemyeşil bahçe duvarlarından sarkan yaseminlerin ve hanımellerinin kokusu vardır.

Özellikle Yedinci Cadde aksına doğru saptığınızda, butik sitelerin kapılarındaki o tanıdık ve güven veren sessizlik karşılar sizi. Garaj kapısının usulca açılması, arabadan inildiğinde duyulan o mutlak sessizlik ve gökyüzüne baktığınızda şehrin ışıklarından arınmış, pırıl pırıl parlayan yıldızlar…

İçeri girdiğinizde ayaklarınızı saran ahşap parkenin sıcaklığı, bahçeye bakan camların ardında esen hafif rüzgâr ve mutfakta demlenen bir ıhlamurun buğusu.

Burada yaşayanlar için şehir işin, koşturmacanın ve mecburiyetlerin yeridir; Zekeriyaköy ise insanın zırhını çıkarıp sadece “kendisi” olduğu yer. Akşam verandaya çıkıp ormanın derinliklerinden gelen hafif rüzgârı dinlerken, Maslak plazalarının sadece on beş dakika uzakta olduğuna inanmak bile zordur.

Zekeriyaköy’de bir villada yaşamak, şehirden tamamen kopmak değil; istediğin an şehre karışıp, günün sonunda hayatın en sakin limanına demir atabilme lüksüdür.