Berna Apartmanı: Bilimin Sessizliği, Gençliğin Dansı

Berna Apartmanı: Bilimin Sessizliği, Gençliğin Dansı

Maçka Caddesi’nde bazı yapılar, yanlarındaki büyük isimli komşuları yüzünden ilk bakışta biraz geride kalır. Bir yanında Narmanlı, diğer yanında Aziziye Palas, karşısında Ralli Apartmanı… Berna Apartmanı bu güçlü mimari çevrenin içinde, sesini yükseltmeden duran beş katlı bir yapı.

Fakat Nişantaşı’nda bazen en sakin görünen kapılar, en iyi hikâyeleri saklar.

Art Nouveau ayrıntılarıyla süslü Berna Apartmanı’nın cephesinde, dikkatli bir gözün görebileceği bir işaret var: Prof. Dr. Hulusi Behçet burada yaşamıştı.

Bugün adı bir hastalığa verilen Hulusi Behçet, yalnızca büyük bir hekim değil, Türkiye’de tıp araştırmalarının en titiz isimlerinden biriydi. Dermatoloji alanında uzmanlaşmış; Fransızca, Almanca ve Latince bilen; araştırmak, okumak ve bilgisini paylaşmak için çalışan bir bilim insanıydı. Onun tarif ettiği damar iltihabı hastalığı, dünya tıp literatüründe bugün hâlâ Behçet Hastalığı adıyla anılıyor.

İnsanın bunu düşününce, Berna Apartmanı’nın pencereleri başka türlü görünmeye başlıyor.

Belki sabah erken saatlerde perdeler açılıyor, masa başında bilimsel dergiler birikiyor, notlar alınıyor; Maçka Caddesi ise kendi gündelik temposuna devam ediyordu. Nişantaşı, o yıllarda da şehrin zarif tarafıydı kuşkusuz; fakat zarafeti yalnızca kıyafetlerde, davetlerde ya da vitrinlerde aramak eksik kalır. Bazen bir apartman dairesinde dünyanın geri kalanıyla konuşan bir bilim insanı yaşardı.

Berna’nın ikinci hikâyesi ise bambaşka bir tonda.

Yazar Ayşe Kulin’in çocukluk anılarında bina, hafta sonu dans partilerinin yapıldığı apartman olarak geçer. Robert Kolej’den okul arkadaşı Mine Koyuncuoğlu’nun evinde, öğleden sonra üç ile yedi arasında düzenlenen bu gençlik buluşmalarında dans etmek serbesttir; içki ise kesinlikle yasaktır.

Bir tarafta disiplinli bir bilim insanının çalışma hayatı, diğer tarafta Pat Boone şarkıları eşliğinde dans eden gençler…

Nişantaşı’nın eski apartmanlarında hayat tam da böyle yan yana akıyordu. Aynı sokakta ciddi bir meslek hayatı, aile terbiyesi, gençlik heyecanı ve mahalle gözetimi birbirinin içine karışmadan bir arada durabiliyordu.

Ayşe Kulin’in anlattığı en güzel ayrıntı ise iki apartman arasındaki mutfak pencereleri. Narmanlı’da yaşayan Kulin ailesinin penceresinden, Berna Apartmanı’ndaki evin mutfağı ve yemek odasının yan tarafı görünürmüş. Bir gün Ayşe Kulin’in anneannesi, torununun dans ettiğini görmek için o pencereden öyle fazla sarkmış ki neredeyse düşecekmiş.

Bugünün Nişantaşı’sında mahremiyet daha kapalı, pencereler daha suskun. Ama o zamanlar iki apartman arasındaki dar boşluk bile hayatın bir parçasıymış. Kimin misafiri var, hangi evde müzik çalıyor, hangi genç akşamüstü dansa hazırlanıyor… Mahalle bazen yalnızca sokağı değil, pencereler arasındaki mesafeyi de paylaşırmış.

Berna Apartmanı bu yüzden yalnızca güzel bir eski yapı değil.

Bir yanında tıp tarihine geçen bir çalışma disiplini, diğer yanında gençliğin müziği ve komşu pencerelerinden taşan merak var. Nişantaşı’nın ruhu da biraz burada saklı: Aynı binada hem ciddiyetin hem neşenin, hem araştırmanın hem dansın yer bulabilmesinde.

Bugün Maçka Caddesi’nde yürürken Berna’nın önünden geçerseniz, binaya yalnızca komşularının gölgesinde kalmış zarif bir cephe gibi bakmayın. Belki içeride, bir zamanlar dünyaya adını veren bir bilim insanının sessizliği; belki de bir öğleden sonra Pat Boone’a yetişmeye çalışan gençlerin ayak sesleri hâlâ duruyordur.

Araştırma notu: Berna Apartmanı’nın Maçka Caddesi’ndeki konumu, Art Nouveau özellikleri, Prof. Dr. Hulusi Behçet’in burada yaşadığı ve Ayşe Kulin’in aktardığı dans partisi anıları Nilay Örnek’in Berna Apartmanı araştırmasındayer alır.