Narmanlı Apartmanı: Nişantaşı’nın En Güzel Köşe Başında, Bir Ailenin Şehirle Kurduğu Uzun İlişki
Nişantaşı’nda bazı apartmanlar vardır; önünden geçerken başınızı kaldırırsınız ama neden durduğunuzu ilk anda tam açıklayamazsınız. Cephedeki ritim, köşeyi tutuş biçimi, kapının ağırlığı, pencerelerin birbirine bakışı… Narmanlı Apartmanı işte böyle bir bina.
Teşvikiye’nin en hareketli kesişimlerinden birinde, Maçka Caddesi ile Hüsrev Gerede Caddesi’nin kavşağında durur. Bir yanında bugün randevularına yetişenler, öğle arasında Teşvikiye’ye çıkanlar, konsolosluk hattının güvenlik bariyerlerinden geçerek yürüyenler; öbür yanında ise eski Nişantaşı’nın ağır, aileli, birbirini tanıyan hayatı vardır. Narmanlı, bu iki zamanı aynı cephede buluşturur.
Bugün bu köşeden geçen biri için apartman, belki yalnızca güçlü bir eski yapı gibi görünür. Oysa biraz yaklaşınca kapısındaki NZ harfleri, bu binanın yalnızca bir yatırım ya da gösterişli bir adres olarak düşünülmediğini anlatır. Bu, Narmanlızâde ailesinin adıyla kurduğu; çocuklarının, torunlarının, misafirlerinin ve yıllar içinde Nişantaşı hayatına karışan insanların evi olarak tasarlanmış bir apartmandır.
Bu yüzden Narmanlı’nın hikâyesi, “kim yaptı?” sorusundan çok, “kimler burada hayat kurdu?” sorusuyla açılır.
Bir Köşe Binasından Fazlası
Hacı Mustafa Narmanlı’nın ailesi Erzurum’un Narman ilçesinden İstanbul’a gelir. Ticaretle büyüyen aile, kazancını şehrin taşına toprağına, özellikle de köşe başı binalarına yatırır. Bu tercih yalnızca ekonomik bir öngörü değildir; İstanbul’da görünür olmanın eski usulüdür.
Köşe başı, şehrin sahnesidir.
Bir apartmanı köşeye kurmak; iki caddeye birden söz söylemek, iki ayrı akışı izlemek, gündüzün ve gecenin ritmini içeriden duymak demektir. Narmanlı Apartmanı da tam olarak böyle bir yer tutar. Teşvikiye’ye bakar, Hüsrev Gerede’ye açılır; üst katlardan Dolmabahçe Camii üzerinden Marmara’ya uzanan bir perspektif sunar.
Aile kaynakları, binanın Avni ve Sıtkı Narmanlı kardeşler için bir aile yaşam alanı olarak tasarlandığını; her katta farklı büyüklüklerde dört dairenin bulunduğunu aktarıyor. Büyük daireler yaklaşık 250, daha küçükler ise 150 metrekare civarında düşünülmüş. Bu ölçü, Narmanlı’nın bugünün “prestijli daire” anlayışından farklı bir dünyaya ait olduğunu gösterir: Burada yalnızca oturulmaz; misafir ağırlanır, bayram yapılır, çocuk büyütülür, aile büyükleriyle aynı binada yaşanırdı.
Nişantaşı’nın eski apartman kültürü, biraz da bu büyük dairelerin kültürüydü. Salonları yalnızca misafir geldiğinde açılan evler; ağır perdeler, uzun yemek masaları, vitrinler, aile fotoğrafları, hizmet kapıları, küçük ama işlevli mutfaklar… Bina, insanların yalnızca uyuduğu bir yer değil; günün bütün hayatının geçtiği bir iç dünya olurdu.
Mermer, Kadife, Pirinç ve Bir Asansörün Hafızası
Narmanlı’yı özel yapan şey, dışarıdan görünen Art Nouveau dokusu kadar içeride kurulan sahnedir.
Ayşe Kulin, çocukluğunun geçtiği bu binayı anlatırken girişini küçük bir saraya benzetir: beyaz mermerler, bordo kadife kaplı markiz, bizote kristal ayna ve dönemin nadide mobilyalarından sayılabilecek ahşap bir asansör… Merdivenlerin iki yanında bronz kadın heykelleri, ikinci sahanlıkta İtalya’dan getirildiği anlatılan pembe-gri mermer karolar ve katlara uzanan beyaz merdivenler…
Bu anlatı, Narmanlı’nın neden hatırlandığını çok iyi açıklar. Apartman, yalnızca pahalı malzemelerle kurulmuş değildir; içeri giren kişiye bir geçiş hissi verir. Sokaktan binaya değil, şehrin gündelik telaşından başka bir hayata geçersiniz.
Birinci kattaki eski bir daireyi kullanmış Sükûfe Gökçen İskit’in tanıklığı da bu hissi tamamlar: masif ahşap giriş kapısı, bronz ya da pirinç kapı kolları, yüksek tavanlar, duvar çıtaları, alçı tavan göbekleri, koyu renk rabıta döşemeler ve köşe odasının neredeyse küçük bir güverte gibi hissettiren çıkması… Bugün “karakterli daire” diye tarif edilen pek çok unsur, Narmanlı’da dekorasyon fikri olarak değil, yapının doğal dili olarak vardır.
Elbette zaman bu detayların hepsini olduğu gibi bırakmamış. Aileden aktarılan bilgilere göre cephedeki bazı süslemeler güvenlik gerekçesiyle kaldırılmış; girişteki heykeller ve katlardaki pirinç zincir detayları zaman içinde kaybolmuş. Bu da İstanbul’un eski apartmanlarının ortak kaderi biraz: Yapı ayakta kalır, fakat gündelik hayatın içinde ona karakter veren küçük ayrıntılar usulca eksilir.
Yine de Narmanlı’nın kapısına dikkatle bakmak yeter. Taş ve demir işçiliği, bitkisel bezemeler, üzüm salkımını andıran motifler; binanın erken Cumhuriyet dönemi ile Art Nouveau etkisini aynı anda taşıdığını söyler.
1932: Bir Tarihin Netleştiği Yer
Narmanlı Apartmanı’nın yapım yılı hakkında uzun süre iki tarih dolaşır: 1919 ve 1932. Bunun sebebi, yapının bulunduğu parselin daha eski bir konak geçmişine sahip olmasıdır. Kaynaklarda II. Abdülhamid’in mabeyin başkâtibi Kara Tahsin Paşa’nın konağından, başka kayıtlarda ise Şehzade Mehmed Selim Efendi’nin konağından söz edilir.
Fakat restitüsyon çalışmalarına kaynaklık eden proje ve aile arşivleri, bugünkü apartmanın 1932’de tamamlandığını güçlü biçimde işaret eder. Yapının mimarının imzası tam okunamamakla birlikte Antranikyan olduğu yönünde kayıtlar vardır. Projelerde Osmanlıca, Türkçe ve Fransızca notların bir arada bulunması bile binanın ait olduğu geçiş dönemini anlatır: Eski İstanbul henüz tamamen kaybolmamış, yeni Cumhuriyet ise kendi şehirli hayatını kurmaya başlamıştır.
Bu yüzden Narmanlı’nın duvarlarında yalnızca bir ailenin serveti değil, Türkiye’nin şehirli sınıfının değişen zevkleri de görünür.
Ayşe Kulin’in Doğduğu Ev: Nişantaşı’nın İçeriden Hikâyesi
Narmanlı Apartmanı denince ilk akla gelen isim Ayşe Kulin’dir. Kulin, 1940’ların başında burada doğar; çocukluğu ve gençliği, binanın ve çevresinin ritmi içinde geçer. Onun anılarındaki Nişantaşı bugünkü semtten farklıdır ama yabancı değildir: şıklığı vardır, görgüsü vardır, ailelerin birbirini bilmesi vardır; buna karşılık mahalle hayatının doğal merakı, çocukların pencerelerden birbirini görmesi, kapıların ardındaki küçük haberler de vardır.
Kulin’in anlattığı Berna Apartmanı’ndaki dans partileri, Narmanlı’nın bu hikâyedeki yerini daha da güzelleştirir. Robert Kolej’den arkadaşının evinde yapılan, içkinin yasak ama dansın serbest olduğu hafta sonu buluşmaları; iki apartmanın birbirini gören mutfak pencereleri; meraklı anneanneler ve gençliğin müzikle kurduğu özgürlük alanı…
Bugünün Nişantaşı’sında bu sahneyi hayal etmek bile insanı gülümsetir. Şimdi pencereler çoğu zaman kapalı, hayat randevularla bölünmüş, apartman komşulukları daha mesafeli. Oysa o yıllarda iki bina arasındaki boşluk bile bir tür mahalle sahnesiydi.
Narmanlı, Ayşe Kulin’in hafızasında bu nedenle yalnızca doğduğu apartman değildir. İstanbul’da yetişmenin, aile terbiyesiyle şehir hayatının birbirine karıştığı bir dünyanın zemini gibidir.
Mithat Cemal Kuntay’ın Sessiz Odası
Binanın en dokunaklı hikâyelerinden biri ise Mithat Cemal Kuntay’a aittir.
Üç İstanbul ile edebiyatımızda unutulmaz bir yer edinen Kuntay, 1940’larda Narmanlı Apartmanı’nda yaşar. Eşini kaybettikten sonra onun odasını uzun yıllar, öldüğü günkü haliyle muhafaza ettiği aktarılır. Ardından, 30 Mart 1956’da aynı apartmanda hayatını kaybeder.
Bu ayrıntı Narmanlı’nın gösterişli anlatısını bir anda değiştirir.
Mermerlerin, aynaların, pirinçlerin ve yüksek tavanların arasında; bir insanın yokluğuna dokunulmayan bir oda vardır. Apartmanların gerçek ruhu belki de tam burada saklıdır. Her binanın bir cephesi, bir mimari dili, bir mülkiyet hikâyesi olur. Ama onu yaşayan bir yere dönüştüren şey, içeride biriken şahsi zamanlardır: yazı masaları, kapatılmayan odalar, beklenen misafirler, dönülmeyen akşamlar.
Narmanlı’da Ankara’nın ilk emniyet müdürlüğünü yapmış, çeşitli illerde valilik görevinde bulunmuş Ali Cemal Bardakçı’nın da yaşadığı belirtilir. Bu tür isimler, binanın yalnızca edebiyatla değil; erken Cumhuriyet’in bürokrasisi, şehirli seçkinleri ve kültür hayatıyla da iç içe olduğunu gösterir.
Narmanlı Han ile Karıştırılan Apartman
Narmanlı soyadı İstanbul’da hemen herkese İstiklal Caddesi’ndeki Narmanlı Han’ı hatırlatır. Beyoğlu’nun sanat, edebiyat ve kültür tarihinde büyük yeri olan o yapı ile Teşvikiye’deki Narmanlı Apartmanı, sıklıkla birbirine karıştırılır.
Oysa ikisi farklı yapı karakterlerine sahip olsa da aynı aile hafızasının parçalarıdır. Aileden gelen bilgiye göre Narmanlı Yurdu hazır bir yapı olarak satın alınmış; Narmanlı Apartmanı ise aile tarafından bizzat inşa ettirilmiştir. Biri Beyoğlu’nun üretken, sanatçı ve kiracılı dünyasına; diğeri Teşvikiye’nin aile merkezli, yerleşik ve daha mahrem hayatına açılır.
İki bina arasındaki fark, İstanbul’un iki farklı sosyetesini de anlatır.
Beyoğlu’nun Narmanlı Han’ı, dışarıya dönük bir kültür dünyasının simgesidir. Teşvikiye’deki Narmanlı Apartmanı ise misafirini şık bir girişte karşılayan, ama asıl hayatını dairelerin içinde sürdüren aile apartmanıdır.
Bugünün Narmanlısı: Konut Hafızası ile Şehrin Yeni Baskısı Arasında
Narmanlı Apartmanı’nın bugünkü hikâyesi, Nişantaşı’nın değişimiyle birlikte okunmalı.
Bir zamanlar aynı ailenin kuşaklar boyunca yaşadığı dairelerin bulunduğu bu yapı, semtin güvenlik düzeni, ticari hareketliliği ve değişen yaşam alışkanlıkları nedeniyle zamanla farklı kullanımlara da açılmış. Aileden mimar Dilara Seviç’in aktarımına göre, bölgedeki güvenlik ve çevre koşullarının değişmesiyle bazı aile üyeleri evlerini işyeri olarak kullanmak durumunda kalmış.
Bu, yalnızca Narmanlı’nın değil, Nişantaşı’nın genel hikâyesi aslında.
Eskiden evden alışverişe, alışverişten öğle yemeğine, oradan bir dost ziyaretine uzanan hayat; bugün ofisler, klinikler, temsilcilikler, randevular, trafik ve güvenlik çizgileri arasında akıyor. Büyük aile apartmanlarının bazı daireleri işyerine dönüşüyor; dairelerdeki uzun sofralar yerini toplantı masalarına bırakıyor. Ancak bu değişim, binanın hafızasını tamamen silmiyor. Tam tersine, insanı o yüksek kapıların ardında eskiden nasıl bir hayat olduğunu daha fazla merak etmeye çağırıyor.
Kullanıcının özellikle işaret ettiği McKenzie Child kiracılığı da bu “yeni Narmanlı” katmanının örneği olarak ilginç. Ancak bu ismin apartmandaki kiracılığına dair açık ve güvenilir bir yayın ya da kurumsal kayıt bulamadım. Bu nedenle onu doğrulanmış tarihsel bilgi gibi kesinleştirmek doğru olmaz. Yine de böyle güncel kiracılık hikâyeleri, Narmanlı’nın yalnızca geçmişe ait bir aile binası olmadığını; bugün de Nişantaşı’nın seçici, görünür ve merak uyandıran adreslerinden biri olarak yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.
Bir gün bu bağlantıya dair yayımlanmış röportaj, haber, sosyal medya paylaşımı ya da fotoğraf gibi doğrulanabilir bir kaynak elimize geçerse, metnin bu bölümü çok daha güçlü ve magazinsel bir katmana dönüşebilir. Çünkü Narmanlı’nın bugünkü değeri de yalnızca mimarisinden değil, geçmiş ile güncel şehir hayatını aynı çatı altında bir arada tutabilmesinden geliyor.
Bir Apartman Değil, Şehir İçinde Bir Soyadı
Narmanlı Apartmanı’nın asıl meselesi belki de budur: Bu yapı, Nişantaşı’nda “iyi bir adreste yaşamak” fikrinden daha eski bir şeye ait.
Bir soyadının şehirde kök salmasına, bir ailenin aynı binada kuşaklar boyunca yaşam kurmasına, çocukların büyüyüp sanatçı, yazar, bürokrat, mimar olmasına; evlerin, acıların ve kutlamaların aynı merdivenlerden geçmesine tanıklık eder.
Bugün Nişantaşı’nda yeni bir vitrin açılabilir, eski bir restoran kapanabilir, bir sokak başka bir ritme girebilir. Ama Narmanlı Apartmanı gibi yapılar, semtin yalnızca güncel prestijini değil, nasıl bir yerden geldiğini de hatırlatır.
Onun önünden geçerken bakılması gereken şey yalnızca cephesi değildir. Bir zamanlar bordo kadifeli markizin altından kimlerin geçtiği; beyaz merdivenlerde hangi ayak seslerinin yankılandığı; hangi odanın yıllarca kapalı kaldığı; hangi çocuğun karşı apartmandaki dans partisini pencereden izlediğidir.
Narmanlı Apartmanı, Nişantaşı’nın en görünür köşelerinden birinde durur. Fakat hâlâ en güzel tarafı, görünenden çok sakladığı hikâyelerdedir.
Araştırma notu: Yapım yılı, mimari özellikler, Narmanlı ailesi, Ayşe Kulin, Mithat Cemal Kuntay, Ali Cemal Bardakçı, daire planları ve binanın zaman içindeki kullanımıyla ilgili bilgiler için temel kaynak: Nilay Örnek, “Narmanlı Apartmanı”. Yapının güncel çevresi ve tarihsel konumuna ilişkin bilgiler de aynı çalışmadaki aile, mimar ve eski kullanıcı tanıklıklarına dayanmaktadır.