Toprakla İnsan Arasındaki Sessiz Sözleşme
Zekeriyaköy’e yerleşmek, sadece bir adres değişikliği değildir; doğayla ve kendinizle yeni, sessiz bir sözleşme imzalamaktır.
Şehrin merkezinde hayat çoğu zaman dikeydir. Yüksek binalar, asansörler, üst üste binmiş pencereler… Zekeriyaköy’de ise hayat yatay akar. Ayaklarınızın altındaki toprakla aranızda çoğu zaman sadece bir eşik vardır. Bu eşikten öteye geçtiğinizde, İstanbul’un o uğultulu hızı geride kalır ve yerini başka bir ölçüye bırakır.
Zekeriyaköy’de derinleşmek, mevsimlerin sadece takvimde değişmediğini anlamakla başlar.
Şehirde kışın geldiğini montlarımızı kalınlaştırınca anlarız. Burada ise kış, ormanın kokusunun değişmesiyle, akşam çöken o kadife gibi sisle ve şömineden yükselen odun çıtırtısıyla gelir. Bahçedeki o yaşlı çam ağacının dalları karla ağırlaştığında, evin içindeki sıcaklığın kıymeti başka bir anlam kazanır.
Burada evler, sadece barınılan yerler değil, yaşayan organizmalardır.
Bir evin gün içindeki karakterini, güneşin odalarda nasıl gezindiği belirler. Sabah ilk ışıkların mutfaktaki mermere düşüşü, öğleden sonra verandanın gölgeyle serinlemesi, akşamüstü ışığının salondaki kitapların üzerine turuncu bir iz bırakması… Zekeriyaköy’de yaşayan biri, evini sadece köşeleriyle değil, bu ışık oyunlarıyla tanır.
Zekeriyaköy genişledikçe binalar çoğaldı, evet. Ama bu genişleme aslında bir kaçışın değil, bir “eve dönüşün” genişlemesiydi.
İnsanlar burada şunu fark etti: Ait hissetmek için şehrin gürültüsüne mecbur değiliz. Kendi bahçende bir fidan diktiğinde, o kök saldıkça aslında sen de oraya kök salıyorsun. Bir komşunun bahçesinden gelen kahve kokusu ya da akşam yürüyüşünde yolun kenarında size eşlik eden bir köpek… Bunlar mimari planlarda olmayan ama bir yeri “yuva” yapan o kopmaz bağlardır.
Burası insanı daha yavaş, daha dikkatli olmaya zorlar. Çiçeklerin ne zaman açacağını, rüzgarın hangi yönden eseceğini, kuşların hangi ağaca yuva yapacağını bilirsiniz. Bu bilgi arttıkça, o ev sadece bir yatırım aracı olmaktan çıkar; hayatınızın en kıymetli parçası, sığınağınız olur.
Zekeriyaköy’de lüks, kristal avizelerden ya da pahalı mermerlerden ibaret değildir.
Gerçek lüks; akşam kapıyı kapattığınızda duyduğunuz o derin sessizliktir.
Gece yatağınıza yattığınızda pencereden sızan o saf karanlıktır.
Ve sabah uyandığınızda gördüğünüz o uçsuz buçaksız yeşille beraber gelen “burada güvendeyim, buraya aitim” hissidir.
İnsan her yere taşınabilir. Ama her yer insanın içindeki o yuvayı tamamlama ihtiyacına cevap veremez.
Zekeriyaköy, o cevabı toprağın, ağacın ve gökyüzünün içinden fısıldar:
“Burada zaman senin, burada hikâye senin.”