Nişantaşı’nda Bir Levanten Hafıza: Sakelaridis Apartmanı’nın Sessiz Zarafeti
Valikonağı Caddesi’nde yürürken bazı yapılar, kendilerini ilk anda anlatmaz. Vitrinlerin, araçların ve Nişantaşı’na özgü o hiç dinmeyen şehir temposunun arasında sessizce dururlar. Fakat bir kez fark edildiler mi, artık o caddeden her geçişte göz onları arar.
Bugün Samsun Apartmanı olarak bildiğimiz yapı da böyle bir hafızanın taşıyıcısı. İlk adıyla Sakelaridis Apartmanı, Nişantaşı’nın yalnızca mimari açıdan değil; farklı kökenlerin, dillerin, ailelerin ve şehirli alışkanlıkların aynı sokakta buluştuğu Levanten İstanbul’un da izlerini taşıyor.
1925 tarihli Pervititch Haritası’nda Sakelaridis Apartmanı adıyla görünen bina, Valikonağı’nın konaklardan modern apartman hayatına geçtiği yıllardan kalma. Yakınındaki Portakaloğlu Konağı’nın, bugünkü adıyla Vali Konağı’nın ağırbaşlı geçmişi ile caddenin giderek modernleşen ritmi arasında yeni bir İstanbul hayatına yer açıyor. Bir yanda bahçeli konakların hafızası, öte yanda katlara bölünmüş ama hâlâ incelikle kurulmuş şehir evleri…
Sakelaridis Apartmanı’nın asıl zarafeti de burada. Gösterişli olmak için çaba göstermeyen; cephe düzeni, balkon demirleri ve giriş kapısındaki detaylarla kendini yavaş yavaş ele veren bir yapı. Art Deco’nun daha geometrik, daha modern çizgileri ile eski İstanbul’un bezemeye, işçiliğe ve ölçüye verdiği değer burada aynı cephede buluşuyor.
Bu yüzden bina yalnızca bir dönemin mimari zevkini anlatmaz. Aynı zamanda Nişantaşı’nın karakterini de taşır: geçmişini tamamen geride bırakmadan değişen, yeni hayatlara yer açarken eski hikâyeleri duvarlarında saklayan bir semt.
Bugün apartmanın adı Samsun. Bu isim, binanın hikâyesini Valikonağı’ndan alıp Karadeniz’e; Karadeniz’den de Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzatıyor.
Yapının Yelkencizâde ailesiyle ilişkisi, bu sakin cephenin ardında bambaşka bir dünya olduğunu düşündürüyor. Ailenin öne çıkan isimlerinden Lütfi Yelkenci, Samsun doğumlu bir armatördü. Babası Yelkencizâde Şükrü Bey’in Samsun Belediye Başkanlığı yaptığı biliniyor. Aile, yalnızca ticaretle değil, Karadeniz limanlarının İstanbul’la kurduğu hayat damarıyla da anılıyordu.
O yıllarda denizcilik, sadece bir iş kolu değildi. Bir geminin hangi limana yanaştığı, kime ait olduğu, ne taşıdığı ve hangi bayrak altında seyrettiği bazen bir memleketin kaderine dokunabiliyordu.
Lütfi Yelkenci’nin hayatına dair en çarpıcı anlatılardan biri de burada başlıyor. Millî Mücadele yıllarında, İstanbul işgal altındayken satın aldığı gemilerden birinin Leopold adıyla Karadeniz’de sefer yaptığı; Fransız bayrağı altında hareket ederek Anadolu’ya silah ve cephane ulaştırılmasında rol oynadığı aktarılıyor. Cumhuriyet sonrasında geminin adının Anadolu olarak değiştirilmesi, bu hikâyeye neredeyse sembolik bir anlam katıyor.
Belki de apartmanın “Samsun” adını taşıması, yalnızca bir memleket bağından ibaret değildir. İstanbul ile Karadeniz arasında gidip gelen vapurların, limanların, ticaretin ve zor zamanlarda denize açılma cesaretinin de sessiz bir işaretidir.
Binanın mimarisi de bu çok katmanlı hikâyeye yakışacak kadar ölçülü. Simetrik cephe düzeni, ortadaki çıkması ve dengeli pencere ritmiyle yapı, dönemin Art Deco etkisini taşır. Fransız balkonların demir işleri, geometrik ayrıntılar ve cephedeki düzenli akış, 1920’lerin modernleşen İstanbul’una aittir. Buna karşılık bazı bitkisel bezemeler, eski mimari dilin bütünüyle geride bırakılmadığını gösterir.
Sakelaridis Apartmanı tam da iki zamanın arasında durur.
Bir tarafında zanaatın, bezemenin ve eski İstanbul’un inceliği; diğer tarafında daha geometrik, daha modern, daha şehirli bir hayat fikri vardır. Nişantaşı’nın kendisi de bu geçiş hâlini çok iyi bilir. Eskiyi silmeden yeninin içine yerleşmek, semtin belki de en belirgin huyudur.
Girişteki çift kanatlı demir kapı, bu hissi daha ilk adımda verir. Üstündeki pencerenin içeriye gün ışığı taşıması, eski apartmanların gündelik hayatı ne kadar dikkatle düşündüğünü hatırlatır. Bir binaya girerken ışığın, sesin, merdivenin ve koridorun hesaba katıldığı zamanlar… Apartman yalnızca kapısı kapanan bir daireler bütünü değil; günün ritminin aktığı küçük bir dünya olarak tasarlanmıştır.
İçeride korunduğu görülen tavan süsleri, kapı ve pencere doğramaları, karosimanlar ve dönem detayları, binanın ilk hayatından bugüne kalan küçük izlerdir. Arka bahçesi ise Valikonağı’nın hareketli cephesinden sonra beklenmedik bir sakinlik sunar. Cadde tarafında otomobiller, vitrinler, toplantılar ve yetişilecek yerler vardır; arka tarafta ise eski İstanbul apartmanlarının bildiği o daha mahrem, daha yavaş zaman.
Samsun Apartmanı’nın bir de ikinci hayatı var.
1990’ların sonu ve 2000’lerin başında binanın bazı katları Tarih Vakfı tarafından kullanıldı. Cumhuriyet’in 75. yılına ilişkin çalışmaların, yayınların, toplantıların ve projelerin yürütüldüğü bu dönemde apartman; kültür ve düşünce hayatının yoğun biçimde uğradığı adreslerden biri hâline geldi.
Yaşar Kemal’den Zülfü Livaneli’ye, Adalet Ağaoğlu’ndan Mete Tunçay’a uzanan pek çok ismin bu binadaki toplantılara katıldığı anlatılır. Fakat apartmanın hafızası yalnızca tanınmış isimlerden oluşmaz. Sabah kapıyı açanlar, çayı koyanlar, dosya taşıyanlar, koridorda selamlaşanlar, günün sonunda ışıkları kapatanlar da o hafızanın parçasıdır.
Çünkü bir apartmanın ruhu, sadece duvarlarında değil; o duvarların içinde tekrar eden küçük hayatta kalır.
Bir odada uzayan toplantılar, merdivende yarım kalan sohbetler, açık bırakılmış bir mutfak kapısı, öğleden sonra koridorda duyulan ayak sesleri… İstanbul’un geçmişi çoğu zaman büyük olaylardan önce bu ayrıntılarda saklanır.
Yapının bilinen son sahiplerinden Matild Manukyan da binanın Nişantaşı’nın ekonomik ve sosyal tarihindeki yerini başka bir katmanla derinleştirir. Sakelaridis Apartmanı, yıllar içinde konut, ofis ve mağaza olarak kullanıldı; zaman zaman sessizleşti, zaman zaman yeniden hayatın merkezine karıştı. Tıpkı İstanbul’daki pek çok eski apartman gibi, sabit kalmadı. Dönüştü, bekledi, yıprandı ve yeniden yaşandı.
Belki de onu değerli kılan tam olarak bu.
Samsun Apartmanı kusursuzca korunmuş bir zaman kapsülü değil; yaşamış bir bina. Eski adı Sakelaridis’i, Levanten geçmişini, Yelkencizâde ailesinin denizcilik hikâyesini, Tarih Vakfı yıllarını ve Valikonağı’nın değişen ritmini kat kat içinde taşıyor.
Bir dahaki sefere önünden geçerken yalnızca cephedeki çıkmaya ya da balkon demirlerine bakmayın. Bir an Karadeniz limanlarını, İstanbul’a yanaşan eski vapurları ve adı Leopold iken Anadolu’ya cephane taşıdığı anlatılan o gemiyi düşünün.
Sonra tekrar binaya bakın.
Valikonağı Caddesi’nin ortasında duran Sakelaridis, bugünün Samsun Apartmanı, İstanbul’un en güzel tarafını hatırlatıyor: Şehir, en büyük hikâyelerini çoğu zaman en sessiz cephelerin ardında saklar.