Galata’yı Kim Koruyordu? Ceneviz Surlarının İzinde Bir İstanbul Hikâyesi

Galata’yı Kim Koruyordu? Ceneviz Surlarının İzinde Bir İstanbul Hikâyesi

Bugün Galata’da yürürken surları görmek için büyük bir kalenin kapısından içeri girmeniz gerekmiyor. Çünkü o surların çoğu artık yerinde değil. Fakat Galata’nın bazı sokaklarında, duvarların arasında, hatta kimi sokak adlarında hâlâ eski savunma hattının izleri saklı.

Bir zamanlar Galata, Haliç’in karşı kıyısında kendi sınırları, kapıları, kuleleri ve surları olan ayrı bir dünya gibiydi.

Peki Galata’yı kim koruyordu?

Cevap, deniz ticaretiyle zenginleşen ve İstanbul’un karşı kıyısında güçlü bir koloni kuran Cenevizlilerdi.

Galata’da yeni bir hayat

Cenevizlilerin Galata’daki varlığı, Bizans İmparatorluğu ile kurdukları ticari ilişkiler sonucunda güç kazandı. 1261’de imzalanan Nif Antlaşması’yla Cenevizlilere Bizans topraklarında çeşitli ticari ve yerleşim hakları tanındı.

Bu anlaşmadan sonra Galata, Cenevizliler için yalnızca bir mahalle değil; Doğu Akdeniz ticaretinin önemli merkezlerinden biri hâline geldi.

Limanlara yanaşan gemiler, depolara taşınan mallar, bankerler, tüccarlar ve farklı ülkelerden gelen yolcular… Galata, kısa sürede hareketli ve kozmopolit bir ticaret bölgesine dönüştü.

Fakat zenginlik, beraberinde tehlikeyi de getiriyordu.

Cenevizlilerin en büyük rakiplerinden biri Venediklilerdi. İki denizci cumhuriyet arasındaki rekabet, İstanbul’un ticaret yollarında ve limanlarında da hissediliyordu. Galata’daki Ceneviz kolonisi büyüdükçe, bölgenin korunması daha önemli hâle geldi.

Surlar nasıl yükseldi?

  1. yüzyılın başlarından itibaren Cenevizliler, Galata çevresini tahkim etmeye başladı. Surların inşası ve genişletilmesi farklı aşamalarda devam etti; savunma hattı zamanla Galata’nın gelişen mahallelerini de içine alacak şekilde büyüdü.

Galata Surları, Haliç kıyısındaki Azapkapı’dan başlayarak yamaçlara doğru yükseliyor, Galata Kulesi çevresine ulaşıyor ve oradan Tophane tarafına doğru uzanıyordu. Böylece bölge, denizle çevrili bir üçgenin içine alınıyordu.

Surların içinde yalnızca evler yoktu. Ticarethaneler, depolar, ibadet yapıları, atölyeler ve farklı toplulukların yaşadığı mahalleler de bu savunma hattının içinde yer alıyordu.

Galata, surların arkasında kendi düzenini kurmuş küçük bir şehir gibiydi.

Galata Kulesi: Surların başındaki gözcü

Bugün Galata Surları’ndan geriye kalan en bilinen yapı kuşkusuz Galata Kulesi.

Kulenin geçmişi Cenevizlilerden de eskiye uzansa da, bugünkü karakterini büyük ölçüde Ceneviz döneminde kazandı. Cenevizliler, 14. yüzyılda kuleyi yeniden inşa ederek onu Galata’nın savunma sisteminin en yüksek ve stratejik noktalarından biri hâline getirdi.

Kule, surların iki kolunun birleştiği yüksek bölgede yer alıyordu. Buradan Haliç, Boğaz ve çevredeki hareket kolayca izlenebiliyordu.

Bir geminin limana yaklaşması, şehir tarafında başlayan bir hareketlilik ya da surların dışında görülen herhangi bir tehlike, önce bu yüksek gözetleme noktasından fark edilebilirdi.

Bugün insanlar Galata Kulesi’ne İstanbul’u seyretmek için çıkıyor. O dönemde ise kule, İstanbul’u seyretmenin yanı sıra şehri korumak için kullanılıyordu.

Aynı manzara, iki farklı çağda iki farklı anlam taşıyordu.

Kapılarla bölünen şehir

Galata Surları boyunca farklı giriş kapıları bulunuyordu. Bu kapılar, sur içindeki mahalleleri limana, ticaret yollarına ve çevredeki yerleşimlere bağlıyordu.

Azapkapı, Karaköy ve Tophane çevresindeki geçişler; Galata’nın ticari hayatı açısından büyük önem taşıyordu. Gün boyunca bu kapılardan tüccarlar, hamallar, denizciler ve şehir sakinleri geçiyordu.

Akşam olduğunda ise kapıların kapanması, sur içindeki yaşamın dışarıdan ayrılması anlamına geliyordu.

Bugün Galata’nın dar sokaklarında yürürken bir kapıdan geçtiğinizi fark etmeyebilirsiniz. Oysa bazı sokak isimleri, bu eski savunma düzeninin hafızasını hâlâ taşır.

Büyük Hendek, Küçük Hendek ve Lüleci Hendek gibi adlar, bir zamanlar surların önünde bulunan hendekleri hatırlatır. Şehir büyümüş, hendekler ortadan kalkmış ve surların büyük bölümü yıkılmış olsa da, isimler geçmişten kalan küçük işaretler olarak yaşamaya devam etmiştir.

Cenevizliler ve 1453

1453’te İstanbul kuşatıldığında Galata’nın durumu, Tarihî Yarımada’dan farklıydı. Cenevizliler, kuşatma sırasında tarafsız kalmaya çalıştı. Ancak Galata’nın İstanbul’un tam karşısında, güçlü surlarla çevrili bağımsız bir koloni olarak kalması uzun süre mümkün değildi.

İstanbul’un fethinden sonra Galata da Osmanlı yönetimine geçti. Fatih Sultan Mehmet, Galata’nın ticari önemini korumak istiyordu; çünkü limanları, tüccarları ve uluslararası bağlantılarıyla bölge, yeni başkent için önemli bir ekonomik merkezdi.

Ancak şehrin tam karşısında, yabancı bir gücün kontrolünde tahkim edilmiş bir kalenin bulunması kabul edilemezdi. Bu nedenle surların bazı bölümleri zaman içinde yıkıldı ve Galata’nın bağımsız savunma kimliği ortadan kaldırıldı.

Buna rağmen bölge, Osmanlı döneminde de canlılığını kaybetmedi. Galata; Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin, Latinlerin, Türklerin ve farklı ülkelerden gelen tüccarların bir arada yaşadığı kozmopolit bir semt olmayı sürdürdü.

Surlar zayıfladı ama Galata’nın çok kültürlü karakteri yaşamaya devam etti.

Surların yıkılışı

Galata Surları, fetih sonrasında tamamen ortadan kalkmadı. Bir süre daha bölgenin sınırlarını ve sokak dokusunu belirlemeyi sürdürdü.

Fakat İstanbul’un nüfusu arttıkça, Galata’nın ticaret hayatı büyüdükçe ve ulaşım ihtiyaçları değiştikçe, surlar şehrin gelişiminin önünde bir engel olarak görülmeye başlandı.

Özellikle 19. yüzyılda, Galata’nın modern bir ticaret bölgesine dönüşmesiyle birlikte surların önemli bölümleri yıkıldı. 1860’lardan itibaren yürütülen çalışmalarla sur duvarları ve çevresindeki hendekler ortadan kaldırıldı. Bu yıkımların amacı, yeni yollar açmak, ulaşımı kolaylaştırmak ve şehirdeki yapılaşmaya alan kazandırmaktı.

Bir zamanlar şehri koruyan duvarlar, artık şehrin büyümesine engel olan yapılar olarak görülüyordu.

İstanbul’un kaderi çoğu zaman böyleydi: Bir dönemin güvenlik simgesi, başka bir dönemin ulaşım engeline dönüşebiliyordu.

Bugün surlardan ne kaldı?

Bugün Galata Surları’nın bütünüyle ayakta olduğunu görmek mümkün değil. Ancak surlara ait duvar parçaları, kule kalıntıları, kapılar ve yapı aralarında sıkışmış bölümler hâlâ farklı noktalarda karşımıza çıkıyor.

Azapkapı çevresindeki kalıntılar, Emekyemez tarafındaki duvar parçaları, Galata Kulesi çevresindeki izler ve bazı mahallelerde görülen sur bölümleri, geçmişteki büyük savunma hattının küçük parçalarıdır.

Bunlardan biri de Yanıkkapı olarak bilinen tarihî kapıdır. Galata Surları’ndan günümüze ulaşan önemli kapı kalıntılarından biri olan Yanıkkapı, yalnızca mimari yapısıyla değil, üzerindeki tarihî arma ve çevresindeki sur izleriyle de dikkat çeker.

Bu kalıntılar bugün büyük bir anıt gibi karşımızda durmaz. Kimi bir binanın yanında, kimi bir sokağın köşesinde, kimi de modern yapıların arasında neredeyse fark edilmeden yaşar.

Ama belki de onları özel kılan şey tam olarak budur.

Duvarların kaybolduğu yerde hikâye kalır

Galata Surları’ndan geriye kalan parçalar, İstanbul’un ne kadar hızlı değiştiğini gösterir. Bir zamanlar kulelerin gölgesinde yürüyen insanlar, bugün aynı yollarda kafelere, atölyelere ve dükkânlara uğruyor.

Cenevizlilerin surların dışında gördüğü manzara ile bizim bugün gördüğümüz şehir aynı değil. Fakat Galata’nın temel ruhunda bir süreklilik var:

Ticaret hâlâ sokaklarda dolaşıyor.
Farklı diller hâlâ birbirine karışıyor.
Limanın hareketi hâlâ şehrin ritmini belirliyor.
Ve Galata hâlâ geçmişle bugünün yan yana yürüdüğü bir yer.

Bugün Galata’da yürürken, yalnızca bir semti değil, eski bir kalenin içini dolaştığınızı düşünün. Galata Kulesi’ni merkeze alın; Azapkapı’dan yukarı çıkan eski hattı, Tophane’ye doğru uzanan surları ve aralarda kaybolmuş kapıları zihninizde yeniden kurun.

Belki artık duvarları göremeyeceksiniz.

Ama bir zamanlar burada yükselen taşların neyi koruduğunu anlayabilirsiniz:

Bir ticaret kolonisini, farklı toplulukların yaşadığı bir şehri ve İstanbul’un karşı kıyısında kendi kimliğini kurmuş hareketli bir dünyayı…

Galata’yı bir zamanlar Cenevizlilerin surları koruyordu. Bugün ise o surlardan geriye kalan hikâyeler, Galata’nın hafızasını korumaya devam ediyor.

Galata Surları’nın tarihsel gelişimi ve günümüze ulaşan kalıntıları hakkında Koç Üniversitesi İstanbul Surları Projesi, Kültür Teknik’in Galata Surları yazısı ve Galata Surları maddesi incelenebilir.