Cephedeki Sessiz Heykel: Sünbül Apartmanı’nın Modern Nişantaşı Hikâyesi
Nişantaşı’nda bazı binalar, ilk bakışta kendini hemen anlatmaz. Sünbül Apartmanı ise tam tersine, insanı bir an durdurur. Vali Konağı Caddesi’nde yürürken gözünüz ister istemez pencerelerin altındaki o geniş, ritmik yüzeylere takılır. Cephedeki geometrik hareket, binayı sıradan bir apartman olmaktan çıkarır; ona küçük bir şehir heykeli havası verir.
Sünbül Apartmanı’nın hikâyesi 1954-1955 yıllarında başlar. Nişan Yaubyan ile Harutyun Vaporciyan’ın birlikte tasarladığı yapı, iki genç mimarın ilk büyük işlerinden biridir. Yapı, dönemin alışkanlıklarını tekrar eden güvenli bir apartman olabilirdi. Ama onlar, Nişantaşı’nda yeni bir hayat biçiminin başladığını sezmiş gibidir: Daha sade, daha açık, daha modern; fakat yine de ayrıntısına özen gösteren bir hayat.
Apartmanı yaptıranlar, biri diş hekimi, diğeri Amerika’da gübre ticaretiyle uğraşan iki Musevi kardeşti. Bu küçük bilgi bile semtin esas ruhunu anlatmaya yeter. Nişantaşı, uzun yıllar boyunca yalnızca varlıklı ailelerin değil; farklı dillerin, mesleklerin, göç yollarının ve şehirle kurulan farklı ilişkilerin yan yana yaşadığı bir yerdi. Bir apartmanın ardında dişçilik, ticaret, Amerika bağlantısı, mimarlık eğitimi ve İstanbul’un kozmopolit gündeliği aynı anda durabiliyordu.
Yaubyan ile Vaporciyan için Sünbül Apartmanı bir bina olmanın ötesindeydi; bir deneme alanıydı. O yıllarda Türkiye’de henüz yaygınlaşmamış kirişsiz döşeme sistemini kullanmak istediler. Yerel bir teknik şartname bulamayınca yabancı kaynaklara başvurdular, çeviriyle çalıştılar, araştırdılar. Amaçları yalnızca daireleri üst üste koymak değildi. Her ayrıntının farklı, çağdaş ve iyi düşünülmüş olmasını istiyorlardı.
Bu yüzden Sünbül Apartmanı’nda modernlik, parlak bir iddia gibi durmaz. Daha çok, yapının oranlarında ve boşluklarında hissedilir. Pencerelerin ritmi, cephedeki bantların gölgeyle ilişkisi, binanın sokağa karşı tavrı… Hepsi 1950’lerin Nişantaşı’nda yeni bir mimari cümlenin kurulduğunu söyler.
Fakat binayı asıl unutulmaz kılan ayrıntı, cephedeki bu desenlerin ardındaki isimdir: Kuzgun Acar.
Bugün İstanbul’un görsel hafızasında önemli bir yeri olan heykeltıraş Kuzgun Acar, o dönem henüz kariyerinin başındaki genç bir sanatçıydı. Sünbül Apartmanı’ndaki pencerelerin altında uzanan geometrik yüzeyler onun elinden çıktı. Böylece apartman, yalnızca mimarların değil, bir heykeltıraşın da ilk dönem izlerini taşıyan ortak bir işe dönüştü.
Bu çok Nişantaşılı bir durum aslında. Bir binanın cephesinde sanatın adı büyük harflerle yazmaz; ama yakından bakınca orada olduğunu anlarsınız. Her gün önünden geçen biri için yalnızca bir dış cephe detayı olan şey, şehrin sanat tarihinde genç Kuzgun Acar’ın erken izlerinden biri olabilir.
Sünbül Apartmanı’nın güzelliği biraz da bu alçak sesli iddiasında saklıdır. Ne bir konağın geçmişe dönük gösterişini taşır ne de bugünün yeni yapıları gibi kendini zorla fark ettirmeye çalışır. Kendi zamanının heyecanını, ölçülü bir modernlik içinde korur.
Nişantaşı’nın apartmanları bize çoğu zaman eski aileleri, salon davetlerini, edebiyat çevrelerini ve kaybolmuş gündelik hayatları anlatır. Sünbül Apartmanı ise başka bir hikâye açar: Cumhuriyet sonrası İstanbul’un genç mimarları, yeni teknikler, farklı disiplinlerin yan yana gelişi ve modern bir semt hayali.
Vali Konağı’ndan geçerken binaya biraz daha dikkatli bakmak gerek. Çünkü o cephede yalnızca beton, pencere ve gölge yoktur.
İki genç mimarın cesareti, iki kardeşin şehir yatırımı ve Kuzgun Acar’ın erken dönem eli vardır.
Kaynak notu: Sünbül Apartmanı’nın 1954-1955’te Nişan Yaubyan ve Harutyun Vaporciyan tarafından tasarlandığı; yaptıran iki Musevi kardeş, kirişsiz döşeme uygulaması ve Kuzgun Acar’ın cepheye katkısı hakkındaki bilgiler Nilay Örnek’in Sünbül Apartmanı araştırmasında aktarılmaktadır.