Bir Gönül Kırıklığından Doğan Zarafet: Vehbi Bey Apartmanı

Bir Gönül Kırıklığından Doğan Zarafet: Vehbi Bey Apartmanı

Nişantaşı’nda bazı binaların hikâyesi, mimari tarihten önce ev içindeki küçük bir kırgınlıkla başlar.

Vehbi Bey Apartmanı’nın hikâyesi de böyle anlatılır: Narmanlı ailesinin sahibi Hacı Mustafa Efendi, kızına aile apartmanından bir pay bırakmaz. Bunun üzerine damadı Vehbi Bey, eşinin gönül kırıklığını gidermek için iki ev ötedeki arsayı satın alır ve oraya, söylenene göre, “mücevher gibi” bir apartman yaptırır.

Bugünün İstanbul’unda bu hikâye yalnızca eski zamanların zengin ailelerine ait bir ayrıntı gibi görünebilir. Oysa Nişantaşı’nın apartman kültürünü anlamak için çok şey anlatır. Apartmanlar yalnızca yatırım ya da ikametgâh değildi o yıllarda. Bazen bir aile içi meselenin cevabı, bazen bir itibar ifadesi, bazen de bir kadına açılmış yeni bir hayat alanıydı.

Vehbi Bey Apartmanı, 1929’da İtalyan bir mimar tarafından inşa edilmiş. Bu bilgi, binaya yakışan bir açıklama gibi duruyor. Çünkü yapı, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Nişantaşı’nın hâlâ Avrupa ile konuşan, ama yavaş yavaş kendi şehir dilini bulan tarafını taşıyor.

O yıllarda semtin apartmanları arasında görünmez bir rekabet vardır. Her biri bir diğerinden biraz daha ferah, biraz daha çağdaş, biraz daha iyi konumlanmış olmak ister. Giriş holü, kapı tokmağı, merdivenin kıvrımı, pencerenin oranı… Bunların hiçbiri rastlantı değildir. İnsanlar eve yalnızca akşam dönmez; eve girerken kim olduklarını da hatırlar.

Vehbi Bey Apartmanı’nı özel kılan şey, tam olarak bu ölçülü iddia.

Bir ihtişam gösterisi değil; incelikle verilmiş bir cevap gibi durur. İçinde biraz kırılmış gurur, biraz aile tarihi, biraz da Nişantaşı’na yakışan “en iyisini yapalım ama bunu herkesin gözüne sokmayalım” hâli vardır.

Narmanlı Apartmanı çevresinde gelişen bu hikâye, mahalle hayatının da başka bir zamanını düşündürüyor. Aynı caddede ya da birbirine yakın iki binada, aileler hem mesafelerini korur hem de birbirlerinin hayatından bütünüyle çıkmazdı. Bir apartmanın balkonundan görünen pencere, başka bir evin gündelik ritmini bilirdi. Bayramlar, cenazeler, akşam yemekleri, eve gelen misafirler; sokakta kimse yüksek sesle konuşmasa bile mahalle tarafından hissedilirdi.

Bugün Nişantaşı’nda yürürken çoğu kez en dikkat çekici vitrinin, en yeni restoranın ya da en kalabalık kaldırımın peşine düşüyoruz. Oysa Vehbi Bey Apartmanı gibi yapılar, semtin asıl zarafetinin büyük caddede değil, kişisel hikâyelerde saklı olduğunu hatırlatıyor.

Bir kadın için yaptırılmış bir apartman.

Bir kırgınlığın, gösterişe değil kalıcılığa dönüşmesi.

Ve neredeyse bir asır sonra hâlâ ayakta duran, adını taşıdığı insanın hayatından daha uzun süren bir cevap.

Nişantaşı’nın eski apartmanları biraz da bu yüzden değerli: Taşları, demirleri ve pencereleriyle değil yalnızca; zamanında kimlerin hangi duyguyla kapısından içeri girdiğini sakladıkları için.

Araştırma notu: Vehbi Bey Apartmanı’nın aile hikâyesi Nilay Örnek’in yapı araştırmasında Ayşe Kulin’in aktarımına dayanarak yer alır. Yapının 1929’da İtalyan bir mimar tarafından inşa edildiği bilgisi ise Kültür Envanteri kaydında belirtilmektedir.