İstanbul’un gürültüsünü geride bırakıp Belgrad Ormanı’nın o serin, çam kokulu virajlarından Zekeriyaköy’e saptığınızda hava birden değişir. Korna seslerinin yerini rüzgârın yapraklar arasındaki uğultusu, yüksek binaların yerini ise bahçelere taşan yemyeşil sarmaşıklar alır.
Burada hayat, metropolün o telaşlı takvimine uymaz; mevsimlerin ve doğanın ritmine göre akar.
Sabahları Zekeriyaköy’de uyanmak, geniş bir verandada çam ağaçlarının arasından süzülen ilk güneş ışıklarını izlemek demektir. Bölgenin sakinleri güne genellikle orman patikalarında yapılan uzun yürüyüşlerle veya bahçede kahve eşliğinde başlar. Köy merkezindeki fırından yeni çıkmış ekmekler, yerel şarküterilerden alınan taze peynirler ve mahalle kasabıyla edilen iki çift samimi laf, buradaki komşuluk kültürünün hâlâ ne kadar canlı olduğunun en güzel kanıtıdır.
Sosyal hayat ise alabildiğine rafine ama bir o kadar da gösterişsizdir. Hafta sonları Zekeriyaköy Çarşısı’ndaki butik kafelerde dostlarla uzun kahvaltılarda buluşulur, çocuklar sitelerin ortak yeşil alanlarında ya da müstakil bahçelerde güvenle koşturur. Birkaç dakika mesafedeki Kilyos sahili deniz havası almak isteyenleri çekerken, akşamüstleri şömine başında ya da havuz kenarında kurulan uzun masalar buradaki yaşamın vazgeçilmez ritüeline dönüşür.
Özellikle bölgenin en dingin, doğayla en iç içe akslarından biri olan Yedinci Cadde ve çevresi, bu yaşam tarzının en seçkin karşılığıdır. Yedinci Cadde hattında yer alan butik sitelerdeki müstakil villalar; hem ormanın sükûnetini hem de izole, güvenli ve seçkin bir komşuluk profilini bir arada sunar. Geniş bahçeleri, yüksek tavanlı salonları ve mahremiyete önem veren mimarisiyle buradaki evler, sadece birer yaşam alanı değil; günün sonunda sığınılan huzurlu birer limandır.
Zekeriyaköy’de yaşamak, şehirden kopmadan ama şehrin tüm yorgunluğunu kapının dışında bırakarak, her günü adeta bir sayfiye dinginliğinde geçirmektir.