Ralli Apartmanı: Bir Dairenin Duvarlarına Asılan Cesaret
Nişantaşı’nda bazı apartmanlar yalnızca iyi bir adreste durmaz; bir dönemin cesaretini saklar. Ralli Apartmanı da onlardan biridir.
Dışarıdan bakıldığında, Teşvikiye’nin alışıldık zarafetini taşır: yüksek tavanlar, eski İstanbul apartmanlarının kendine özgü ağırbaşlılığı, mermerin sesi, uzun koridorların hafızası… Fakat Ralli Apartmanı’nı diğerlerinden ayıran şey cephesinden çok, dördüncü kattaki bir dairede yaşanan o küçük ama büyük hadisedir.
1945 yılında Fahrünnisa Zeid, resimlerini ilk kez kendi evinde sergilemeye karar verir.
Bugünden bakınca bu cümle sade gelebilir. Oysa o yılların İstanbul’unda, bir kadının evini sergi mekânına çevirmesi; üstelik resimlerine fiyat koyup kendisini açıkça “profesyonel” bir sanatçı olarak konumlandırması, alışılmış bir şey değildir. Sergiler galerilerde olur, sanat biraz mesafeli durur, ev ise ev olarak kalır. Fahrünnisa Zeid bu ayrımı bozmuştur.
Ralli Apartmanı’nın dördüncü katındaki dairenin odaları o günlerde birer sergi salonuna dönüşür. Tablolar duvarlara asılır. Davetliler gelir. İlk saatlerin heyecanı vardır; sanatçının bir süre yatak odasında beklediği anlatılır. Sonra kapılar açılır, insanlar resimlerin önünde durur, konuşur, bakar. Bir apartman dairesi, İstanbul sanat hayatının en özel sahnelerinden birine dönüşür.
Zeid, ikinci kişisel sergisini de 1946’da yine burada açar. Bu iki sergi, yalnızca bir sanatçının kariyerindeki ilk adımlar değildir. Aslında Nişantaşı’nın da karakterini tarif eder: Dışarıdan ölçülü, içeride ise son derece cesur bir semt.
Ralli Apartmanı’nın hikâyesi yalnızca Fahrünnisa Zeid ile sınırlı değil elbette. Adını, İstanbul’un eski Rum Katolik ailelerinden Ralli ailesinden aldığı aktarılıyor. Zaman içinde apartmanın koridorlarından sanatçılar, yazarlar, siyasetçiler, tasarımcılar ve koleksiyonerler geçmiş. Beral Madra’nın çocukluğunun bir bölümünün bu apartmanda geçtiğini anlatması da binanın kültür hayatıyla bağını daha kişisel bir yere taşır.
Apartmanla ilgili anlatılanlar arasında daha magazinsel, daha fısıltılı hikâyeler de vardır. Adnan Menderes ile Suzan Sözen’in buluşmalarından söz eden anılar, eski İstanbul’un apartmanlarını yalnızca ikametgâh değil, şehir hayatının kapalı devre sahneleri hâline getirir. Bunlar, kesin tarih bilgisinden çok, Nişantaşı’nın yıllar içinde biriktirdiği kulis hafızasının parçalarıdır.
Ralli’nin en güzel tarafı ise geçmişte kalmayı reddetmesidir. Bir dönem Fahrünnisa Zeid’in resimleriyle açılan kapılar, sonraki yıllarda da sanatla bağını tamamen koparmamış görünür. Bu yüzden Ralli Apartmanı’na bakınca yalnızca eski bir bina görmeyiz. Bir zamanlar salonunda sergi açılan, koridorlarında sanat konuşulan, kapısında İstanbul’un çeşitli hâllerinin birbirine karıştığı canlı bir adres görürüz.
Nişantaşı’nın asıl lüksü de belki burada saklıdır: Bazı binalar metrekareleriyle değil, duvarlarında kalmış cesaretle değer kazanır.