Nişantaşı’na Taşınan Herkesin Fark Etmeden Yaptığı Bir Şey Var
Kimse bunu ilk gün fark etmiyor.
Hatta çoğu insan birkaç ay sonra bile adını koyamıyor.
Ama Nişantaşı’nda yaşamaya başladıktan sonra herkesin yavaş yavaş edindiği ortak bir alışkanlık var.
Yürümek.
Garip gelebilir.
Sonuçta İstanbul’da yürümek çoğu zaman bir ulaşım yöntemi değil, küçük bir mücadeledir. Bir kaldırımı motosiklet işgal etmiştir, diğerinde bir inşaat vardır, üçüncüsünde park etmiş bir otomobil… Bir noktadan sonra insan refleks olarak arabasına biner.
Nişantaşı bu konuda biraz inatçı.
Sizi yürümeye ikna ediyor.
Önce markete giderken…
Sonra kahve almaya…
Ardından “hazır çıkmışken biraz dolaşayım” diyerek…
Bir bakmışsınız, günün en güzel kısmı iki sokak arasında geçiyor.
Belki de bu yüzden burada yaşayan insanlar semti ezbere biliyor.
Hangi apartmanın girişinde ortancalar açar.
Hangi fırında kruvasan sabah ondan önce biter.
Hangi kafede öğleden sonra güneş tam hangi masaya vurur.
Bunlar küçük bilgiler gibi görünür.
Aslında bir mahalleyle kurulan ilişkinin başlangıcıdır.
Çünkü şehirler önce yürüyerek öğrenilir.
Haritalar sonra gelir.
Nişantaşı’nın güzel tarafı da tam burada başlıyor.
Burası size her gün yeni bir şey göstermiyor.
Aynı şeyleri, biraz daha dikkatli göstermeye başlıyor.
İlk hafta sadece güzel bir apartman görüyorsunuz.
Bir ay sonra o apartmanın girişindeki mermer işçiliğini fark ediyorsunuz.
Altı ay sonra aynı apartmanın kapıcısıyla selamlaşmaya başlıyorsunuz.
Bir yıl sonra ise önünden geçerken ışığın akşamüstü neden tam o cepheye bu kadar yakıştığını düşünüyorsunuz.
Sanırım aidiyet dediğimiz şey tam olarak böyle oluşuyor.
Yavaş yavaş.
Kimse “Artık buralıyım.” diye uyanmıyor.
Bir gün kendinizi köşedeki çiçekçiye “Bu hafta ortancalar biraz erken gelmiş.” derken buluyorsunuz.
Sonra markette kasiyer isminizi biliyor.
Kahveci siz daha sipariş vermeden fincanı hazırlıyor.
Ve siz bunun ne zaman olduğunu hatırlamıyorsunuz bile.
İşte Nişantaşı’nın en büyük numarası bu.
Size kendini hiç satmıyor.
Zaten satmasına gerek de yok.
Çünkü iyi şeylerin çoğu biraz böyledir.
Kendilerini anlatmak için fazla çaba harcamazlar.
Belki de semtin yıllardır eskimemesinin sebebi budur.
Moda değişiyor.
Restoranlar açılıyor, kapanıyor.
Markalar geliyor, gidiyor.
Ama insanlar hâlâ aynı kaldırımlarda yürüyor.
Aynı apartmanların önünde duruyor.
Aynı köşelerde buluşuyor.
Şehir sürekli yeni şeyler üretirken Nişantaşı eski alışkanlıklarını kaybetmemeyi başarıyor.
Biz de galiba bu yüzden bu semti yalnızca çalışmıyoruz.
Her gün biraz daha tanıyoruz.
Çünkü burada gayrimenkul yalnızca bir daireden ibaret değil.
Bir pencereyi açtığınızda duyacağınız ses…
Her sabah geçeceğiniz sokak…
Eve dönerken uğrayacağınız şarküteri…
Hayat bazen tam da bu kadar küçük ayrıntıların toplamı.
Ve Nişantaşı, o ayrıntıları önemsemekten hiç vazgeçmeyen bir semt.