Kamondo Merdivenleri: Taşlara Kazınmış Bir Aşk ve Vefa Şiiri
Galata’da yürürken, Bankalar Caddesi ile Voyvoda Caddesi’ni birbirine bağlayan o helezonik, adeta bir dantel gibi işlenmiş taş merdivenlerin önünde durmamak imkansızdır. Kamondo Merdivenleri, sadece bir yokuşu aşmanızı sağlayan basamaklar değildir; o, İstanbul’un gelmiş geçmiş en aristokrat, en hayırsever ve en hüzünlü ailelerinden birinin şehre bıraktığı sessiz bir imzadır.
Bu merdivenlerin basamaklarında sadece ayak izleri değil, bir ailenin ve bizzat İstanbul’un modernleşme öyküsü saklıdır.
Bir Büyükbabanın Çocuksu Endişesi
Hikâye, 1850’li yıllarda başlar. Dönemin “Doğu’nun Rothschildleri” olarak anılan, Osmanlı’nın modern finans sistemini kuran Kamondo ailesinin büyüğü Abraham Salomon Kamondo, bu merdivenleri sadece şehri güzelleştirmek için yaptırmamıştır.
Anlatılanlara göre; Abraham Bey’in torunları o zamanlar Avusturya Lisesi’nde okumaktadır. Çocuklar okuldan eve dönerken dik yokuşta zorlanmasınlar, bir gün ayağı kayar da düşerlerse yuvarlanıp gitmesinler diye bu merdivenleri öyle bir tasarlatır ki; basamaklar kavisli, geniş ve birbirini tutan bir formdadır. Merdivenin o meşhur kavisli yapısı, aslında torunları aşağı kadar kaymasın diye düşünülmüş bir “güvenlik” önlemidir. Bir dedenin şefkati, Galata’nın en estetik yapılarından birini doğurmuştur.
“Aşıklar Merdiveni” ya da “Fotoğrafçıların Mabedi”
Günümüzde Kamondo Merdivenleri denince akla hemen siyah-beyaz fotoğraflar gelir. Ara Güler’in o meşhur karelerinden, günümüzün Instagram gezginlerine kadar herkes bu basamakların o büyüleyici kıvrımlarına kapılır. Art Nouveau ile Barok tarzının iç içe geçtiği bu yapı, Galata’nın o gri, taş binaları arasında adeta havada süzülen bir kurdele gibidir.
Merdivenin ortasında durup yukarı süzülen kavislerine baktığınızda, mimarinin nasıl bir sanat eserine, hatta bir şiire dönüşebildiğini anlarsınız. Burası sadece iki sokağı birbirine bağlamaz; hayallerle gerçekleri, geçmişle bugünü birbirine bağlar.
Kamondo Ailesi’nin Hüzünlü Vedası
Merdivenleri bu kadar anlamlı kılan şey, yapılışındaki şefkat ile ailenin sonu arasındaki o tezatlıktır. İstanbul’a bankalar, okullar, apartmanlar ve bu güzel merdivenleri bırakan Kamondo ailesi, daha sonra Paris’e taşınmış ancak 2. Dünya Savaşı’nın karanlığında, Auschwitz kampında trajik bir şekilde son bulmuşlardır.
Bugün o basamaklardan inerken, taşların soğukluğunda bu ailenin İstanbul’a duyduğu karşılıksız vefayı hissedebilirsiniz. Onlar gitmiş olsa da, Galata’nın kalbinde bıraktıkları o zarif iz, her gün binlerce insanın adımıyla yeniden hayat bulur.
Galata’da Bir Durak, Bir Nefes
Eğer yolunuz Galata’ya düşerse, Kamondo Merdivenleri’nde sadece fotoğraf çekip geçmeyin. En orta kavisinde durun ve bir an lığına gözlerinizi kapatın. 19. yüzyılın o telaşlı finans dünyasının seslerini, yokuş yukarı çıkan at arabalarını ve okuldan neşeyle evine koşan o Kamondo çocuklarının kahkahalarını duymaya çalışın.
Kamondo Merdivenleri, Galata’nın en “zarif” yokuşudur. Ve belki de dünyanın en güzel nedenlerinden biriyle; yani “sevdiklerin düşmesin” diye yapılmıştır.
İstanbul’da başka hangi taş bu kadar şefkat kokabilir ki?