Belki de İnsan Önce Mahallesini Seçer

Hayatın ilginç tarafı şu; bize hep ev seçtiğimiz söylenir. Oysa yıllar geçtikçe insan bunun tam tersini anlıyor.

Aslında önce mahallesini seçiyor.

Sonra o mahallenin içinde bir ev buluyor.

Çünkü sabah gözünüzü açtığınızda göreceğiniz ilk şey salonunuz olmayacak. Perdelerin arasından sokağa düşen ışık olacak. Kahvenizi içerken duyacağınız ilk ses de televizyon değil, pencerenin önünden geçen hayat olacak.

Bir şehirde yaşamak, dört duvarın içinde yaşamak değildir hiçbir zaman.

Her sabah aynı fırına uğramaktır.

Köşedeki ağacın mevsimlere nasıl teslim olduğunu fark etmektir.

Akşam eve dönerken ışıkları yanan apartmanları izlemektir.

İnsan bazen fark etmeden, evinden çok sokağına bağlanır.

Belki de bu yüzden bazı adreslerden taşınmak bu kadar zordur.

Çünkü geride bıraktığınız şey sadece bir daire olmaz.

Hayatınızın ritmi olur.

Nişantaşı’nın yıllardır vazgeçilememesinin sebebi de biraz burada saklı.

Burada insanlar yalnızca yaşamıyor.

Alışıyor.

Sonra o alışkanlıklar yavaş yavaş karakterlerinin bir parçası oluyor.

Sabah yürüyüşünü hangi sokaktan yapacağını düşünmeden bilmek…

Kahvesini nereden alacağını sorgulamamak…

Çiçekçisinin hangi gün taze şakayık getirdiğini ezbere hatırlamak…

Bunlar dışarıdan bakınca küçük ayrıntılar gibi görünüyor.

Ama hayat dediğimiz şey zaten çoğu zaman büyük kararların değil, küçük tekrarların toplamı.

İstanbul sürekli değişiyor.

Yeni binalar yükseliyor.

Yeni semtler popüler oluyor.

Yeni restoranlar açılıyor.

Ama insanın aidiyet duygusu hâlâ aynı şekilde oluşuyor.

Yavaş yavaş.

Tekrar ederek.

Her gün aynı kaldırımı yürüyerek.

Nişantaşı bana bazen eski bir dostluğu hatırlatıyor.

İlk tanıştığınız gün çok etkilenmiyorsunuz belki.

Hatta biraz mesafeli buluyorsunuz.

Sonra birlikte zaman geçirmeye başlıyorsunuz.

Sessizliklerinden rahatsız olmuyorsunuz.

Konuşmadan da anlaşabildiğinizi fark ediyorsunuz.

Ve bir gün biri size “Neden burayı bu kadar seviyorsun?” diye soruyor.

Net bir cevap veremiyorsunuz.

Çünkü bazı bağlar anlatılamıyor.

Sadece yaşanıyor.

Belki de bu yüzden Nişantaşı hiçbir zaman modası geçen semtlerden biri olmadı.

Moda, insanların dikkatini çeker.

Karakter ise insanların kalmasını sağlar.

İkisi arasında ince ama çok önemli bir fark var.

Biz Nişantaşı Partners olarak yıllardır aynı sokaklarda yürüyoruz.

Her gün yeni bir kapı açıyoruz.

Yeni insanlar tanıyoruz.

Yeni evler görüyoruz.

Ama ilginç olan şu…

Hiçbir zaman sadece bir ev göstermediğimizi düşünmedik.

Çünkü iyi bir ev, sadece güzel bir plan çiziminden oluşmuyor.

İyi bir ev, sabah uyandığınızda hayatınızın nasıl hissedeceğini de belirliyor.

Ve belki de bu yüzden, insanlar sonunda evlerini değil…

Hayatlarını satın alıyorlar.