Maçka Palas’ın Meşhur Sakinleri ve Küçük Hikâyeleri

Maçka Palas’ın Meşhur Sakinleri ve Küçük Hikâyeleri

Abdülhak Hâmid Tarhan ve Lüsyen Hanım
Binanın en dramatik çifti şüphesiz Abdülhak Hâmid Tarhan ile eşi Lüsyen Hanım’dı. Şair, hayatının son yıllarını burada geçirdi ve 1937’de Maçka Palas’taki evinde hayatını kaybetti. Evleri, dönemin edebiyat çevresinin uğrak noktalarından biriydi; Halit Ziya, Yahya Kemal, Necip Fazıl, Süleyman Nazif, İbnülemin Mahmut Kemal ve Samipaşazade Sezai gibi isimlerin bu sohbetlere katıldığı aktarılıyor.

Lüsyen Hanım’ın hikâyesi ise apartman tarihinin en çok anlatılan anekdotlarından biri. Eşinin ölümünden sonra da binada yaşamaya devam eden Lüsyen Hanım’ın balkonda güneşlenmesi, o dönemin muhafazakâr apartman düzeninde büyük mesele hâline gelmiş. Komşuların şikâyetleri ve bina yönetiminin uyarıları sonunda, Lüsyen Hanım’ın Maçka Palas’tan ayrılmak zorunda kaldığı anlatılır. Bugün sıradan görünen bir balkon keyfinin, dönemin Nişantaşı’sında küçük bir sosyete hadisesine dönüşmesi çok İstanbul’a özgü.

Kerime Nadir
Aşk romanlarının unutulmaz yazarı Kerime Nadir de Maçka Palas’ta yaşayan isimlerden. Hatta binada geçen hoş bir hikâye vardır: Genç bir komşusu, elinde Kerime Nadir romanıyla asansöre biner. Yazar, kitabı görünce ona kitaplarını kiralamak yerine doğrudan kendisinden almasını söyler. Böylece genç okur, hayranı olduğu yazarın aslında karşı komşusu olduğunu öğrenir.

Bu ayrıntı Maçka Palas’ın eski havasını çok iyi anlatır: Bir yanda çok okunan bir romancı, diğer yanda asansörde ona rastlayan genç bir okur. Nişantaşı’nın şöhretle gündelik hayatı birbirinden ayırmayan eski hâli.

Celal Bayar ve oğlu Turgut Bayar
Celal Bayar’ın Maçka Palas’ta yaşayan oğlu Turgut Bayar’ı ziyaret ettiği, zaman zaman burada kaldığı kaynaklarda yer alıyor. Bu nedenle bina, yalnızca edebiyat ve sanat çevresinin değil, siyasetin de sessiz buluşma adreslerinden biri sayılabilir. O dönemlerde “adres”in sosyal anlamı büyüktü; Maçka Palas demek, başlı başına bir çevre ve bir hayat biçimi demekti.

Turgay Şeren: Berlin Panteri’nin İlk Sahası
Galatasaray’ın efsane kalecisi, “Berlin Panteri” Turgay Şeren de çocukluğunda Maçka Palas çevresinde yaşadı. Binanın bahçesi, onun ve mahalledeki çocukların oyun alanlarından biriydi. Anlatılanlara göre küçük futbol maçlarında Şeren kaleye geçer, çocuklar bahçede top koştururdu. İstanbul futbol tarihinin en karizmatik isimlerinden birinin ilk oyun alanlarından birinin bu bahçe olması, Maçka Palas’ın başka bir yüzünü gösteriyor.

Mila Gorodetzky ve tenis kortunun hikâyesi
Binanın arka tarafında bir zamanlar tenis kortu bulunuyordu. Kortla ilişkilendirilen isimlerden biri, Beyaz Rus emekli Albay Gorodetzky’nin kızı Mila Gorodetzky. Türkiye ve Balkan şampiyonlukları bulunan Mila’nın burada tenis oynadığı anlatılır. Yani Maçka Palas’ın bahçesinde yalnızca çocuk sesleri ya da edebiyat sohbetleri değil, tenis raketlerinin sesi de varmış.

Sonradan bu bahçe ve tenis kortu yok oldu; yerine yapılaşma geldi. Bu yüzden eski Maçka Palas fotoğraflarına bakarken insan, Nişantaşı’nın bugün görünmeyen bahçelerini de düşünmeden edemiyor.

Refik ve Fahire Fersan
Türk musikisinin önemli isimlerinden Refik Fersan ile eşi, tambur sanatçısı Fahire Fersan da Maçka Palas sakinleri arasındaydı. 1940’larda binadan yükselen müzik seslerinin bu ikiliye ait olduğu anlatılır. Aynı binada bir dairede roman yazılırken, diğerinde klasik Türk musikisi çalışılıyor; alt katta çocuklar top oynuyor, salonda edebiyat konuşuluyordu.

Safiye Erol, Samiha Ayverdi, Nezihe Araz ve Mesnevi çalışmaları
Yazar Safiye Erol’un dairesinde düzenlenen toplantılar, binanın daha entelektüel tarafına dair güçlü bir ayrıntı. Safiye Erol, Samiha Ayverdi, Nezihe Araz, Sofi Huri ve Nihad Sami Banarlı’nın bir araya gelerek Mesnevi’nin ilk cildi üzerinde çalıştıkları belirtiliyor. Bu da Maçka Palas’ı yalnızca “şık bir apartman” olmaktan çıkarıp, İstanbul’un fikir ve kültür hayatına temas eden bir adres hâline getiriyor.

Zeki Üngör, Sait Çelebi ve Prens Reşit Benayat
Kaynaklarda İstiklâl Marşı’nın bestecisi Zeki Üngör, ilk spor spikerlerinden Sait Çelebi ve Prens Reşit Benayat da Maçka Palas’ın tanınan sakinleri arasında geçiyor. Bu isimler, binanın sakin profilinin ne kadar çeşitli olduğunu gösteriyor: edebiyat, müzik, spor, siyaset ve eski İstanbul’un kozmopolit çevresi aynı apartman çatısında buluşmuş.

Maçka Palas’ın en ilginç tarafı belki de şu: Bugün Nişantaşı’nda bir binanın önünden geçerken gördüğümüz “prestij” duygusu, o yıllarda yalnızca maddi bir şey değildi. İnsanlar aynı binada yaşarken birbirlerinin kitaplarını okuyor, müziklerini duyuyor, salon sohbetlerine katılıyor ve hayatlarına tanıklık ediyordu.

Bu yüzden Maçka Palas için sadece “ünlülerin yaşadığı apartman” demek eksik kalır.
Burası, bir dönem İstanbul’un en çok konuşulan hayatlarının aynı koridorda birbirine değdiği yerdi.