Kusursuz Olan Değil, Karakteri Olan Hatırlanır
Yeni olanın sürekli övüldüğü bir çağda yaşıyoruz. Her sezon daha parlak, daha hızlı, daha dikkat çekici olanın peşinden gidiliyor. Oysa bazı şeyler ilk günkü kusursuzluklarıyla değil, zamanın onlara bıraktığı izlerle değer kazanıyor.
İstanbul bunun en iyi örneklerinden biri. Özellikle Cihangir ve Taksim arasında dolaşırken bunu hissetmemek mümkün değil. Bir apartmanın aşınmış merdivenleri, yıllardır aynı yerde duran pirinç posta kutuları, defalarca boyanmış duvarlar ya da köşesinden hafifçe çatlamış eski bir pencere… İlk bakışta kusur gibi görünen her ayrıntı, aslında yılların biriktirdiği karakterin parçası.
Belki de bu yüzden bu semtlerde yürümek, yeni açılan bir mekânı keşfetmekten çok daha fazlasını ifade ediyor. Burada asıl dikkat çeken şey, değişmeyenler.
Bir kahve fincanının masada bıraktığı iz, yıllardır aynı köşede duran bir kitapçı, her sabah aynı saatte kepengini açan küçük bir dükkân… Bunların hiçbiri büyük hikâyeler anlatmaz. Ama bir araya geldiklerinde, başka hiçbir yerde bulunmayan bir atmosfer oluştururlar.
Gerçek estetik çoğu zaman kusursuz yüzeylerde değil, yaşanmışlığın bıraktığı detaylarda ortaya çıkar. Çünkü karakter, fabrikadan çıktığı hâliyle değil; zamanla kurduğu ilişkiyle şekillenir.
Belki de bu yüzden Cihangir hâlâ ilham vermeye devam ediyor. Kendini sürekli yeniden tanımlamaya çalışmadığı için. Olduğu gibi kalabildiği için.
Bazı yerler kendini göstermek ister.
Bazıları ise sadece var olur.
Ve çoğu zaman hafızamızda kalanlar, ikinci gruba ait olanlardır.